Skip to content Skip to footer

Bir Tohumdan Ormana – Bölüm 1

Doğaya Açılan Bir Çocukluk

Bazı kökler vardır; insan onları unuttuğunu zanneder ama aslında bütün hayatını sessizce yönlendirmeye devam eder. Benim köklerim de toprağın içinde, rüzgârda, ağaç dallarında ve çamurlu ellerimde atıldı.

Aslında benim hikâyem, bugünkü hayatımdan çok daha önce, doğaya duyulan bir özlemle başladı. Çocukluk yıllarımda yaz tatillerimin büyük bir kısmı memlekette, köyde geçti. Bugün dönüp baktığımda, en saf ve en güçlü anılarımın tamamı oraya ait olduğunu görüyorum.

Orada özgürdük. Gerçek anlamıyla. Bizi sınırlayan saatler, programlar, yapılacaklar listeleri yoktu. Ağaçların, tarlaların arasında koşar; oyunu, zamanı ve sınırları kendimiz belirlerdik. Oyuncaklarımız yoktu ama eksiklik de hissetmezdik. Mısır koçanları bebek olurdu, çamurdan yaptığımız tabaklar, tencereler, kaşıklar mutfağımız. İstediğimiz ağaca tırmanır, dallar arasında sirk akrobatları gibi dolaşırdık.

Bir ağacın dalına kurduğumuz salıncaklar sadece eğlence değildi. Dengemizi, cesaretimizi, bedenimizi ve hayal gücümüzü orada geliştirdik. Bugün “özgüven” diye tanımlanan pek çok şey, o günlerde farkında bile olmadan içimize yerleşti.

Doğayla İç İçe Öğrenmek

Acıktığımızda eve dönmek zorunda kalmazdık. Çevrede ne varsa onunla doyardık. Meyve ağaçları, tarlalar, bazen de ineklerin altından sağdığımız süt… Bugün kulağa tuhaf gelen ama o zamanın doğallığında hiç sorgulanmayan şeylerdi bunlar. Uzak tarlalara ailemizle gider, ekmek–peynir–karpuzla doyup, tütün kırar, patates toplardık.

Ailemiz için yetiştirilen küçük bahçeden sebze ve meyve toplamak, sadece bir iş değil; hayatın parçasıydı. Yoğurt, peynir, ekmek evde yapılırdı. Et, süt, yumurta, sebze ve meyve kendi çiftliğimizdendi. O tatların izini hâlâ başka hiçbir yerde bulamadım.

Bazen koyunları ablalarımla birlikte otlatır, bazen annelerimizin inekleri sulamasına yardım ederdik. Hayvanların yemini hazırlamak, bitkilere bakmak, toprağa emek vermek… Bunların hepsi bize sorumluluğu öğretirken, aynı zamanda saygıyı da öğretiyordu. Toprağa, hayvana, suya ve hayata.

Kimse bize bunu öğretmeye çalışmadı. Zaten içimizden geliyordu.

Komşuluk, Paylaşım ve Birlik Duygusu

Köyümüzde komşu evler birbirinden uzaktı. Araziler büyüktü ama insanlar birbirine yakındı. Herkes herkesi tanır, herkes birbirine el uzatırdı. Kiminin durumu daha iyiydi, kimininki daha zordu; ama sohbet sofrasında herkes eşitti.

Zor işler birlikte yapılırdı. Paylaşmak bir erdem değil, hayatın doğal akışıydı.

Yaşlılar ayrı bir yerde dururdu. Çalışamasalar bile başköşedeydiler. Onların varlığı bile bir dengeydi. Bir topluluğun hafızası gibiydiler.

Akşam Sohbetleri ve Hikâyeler

Akşamları onların zamanıydı. Yemekten sonra ortak alanda toplanılırdı. Büyükler günün olaylarını konuşur, biz çocuklar sabırla beklerdik. Çünkü uykuya yakın saatler, hikâyelerin başladığı zamanlardı.

O anlarda yaşlılarımız masallardaki aksakallı dedelere, ak saçlı ninelere dönüşürdü. Kurtuluş Savaşı’ndan kalma anılar, eski aşklar, korku hikâyeleri… Dinlerken uykuya dalar, gördüğümüz rüyalar son anlatılan hikâyeye göre şekillenirdi. Bazen destansı bir macera, bazen de ürkütücü bir kâbus.

Vatan sevgisini, toprağa bağlılığı, geçmişin kıymetini işte bu hikâyelerle öğrendik.

Televizyonsuz Bir Hayat

Evimizde televizyon yoktu. Radyo vardı; cızırtılı türkülerin, haberlerin ve maç anlatımlarının karıştığı. Ama eksik değildi hiçbir şey. Doğa bizim oyun alanımızdı. Annelerimizin sesi, büyüklerimizin türküsü vardı.

Belki de bu yüzden türküler bana hâlâ eve dönüş gibi gelir.

Hayallerin Kök Salması

Ben hayallerimi hep o topraklarda kurdum. Çimenlerin üzerinde uzanıp gökyüzüne bakarken… Hayallerim büyüktü ama berraktı. Bazen vatana hizmet eden bir siyasetçi, bazen çiftçi, bazen asker olurdum hayalimde. Ne olursam olayım, hayallerim hep aydınlıktı.

Yıllar geçti. Ortamlar değişti. Hayaller şekil değiştirdi. Ama ideallerim ve toprağa duyduğum özlem hiç değişmedi.

Bu kökler, hayatımın ilerleyen dönemlerinde neyle yüzleşirsem yüzleşeyim, beni ayakta tuttu.

Devamı Var

Bu özgürlük ve köklenme hali, hayat beni şehirle ve bambaşka bir gerçekle tanıştırdığında sınanmaya başladı.

Bir Tohumdan Ormana – Bölüm 2: Şehir, Hayaller ve Kopuş

Bu seriyi okurken kendi çocukluğunla, kendi köklerinle bağ kuruyorsan, yalnız değilsin. Bu yolculuk tek kişilik değil.

Yorum Bırakın